Ana Sayfa 1998-2012 TARİH BOYUNCA ANADOLU’DA TÜRK NÜFUSU-KÜLTÜR YAPISI VE ETNİK ...

TARİH BOYUNCA ANADOLU’DA TÜRK NÜFUSU-KÜLTÜR YAPISI VE ETNİK …

Anadolu,1071 tarihinden önce de bir Türk yurdudur. Daha Roma ve Bizans dönemlerinde Peçenek, Kuman, Kıpçak gibi Hristiyan Türk boyları Bartın’dan başlayarak Kuzey Karadeniz sahili ile Doğu ve Orta Anadolu’nun bazı bölgelerine yerleşmişlerdir. Yine Doğu Anadolu’nun bazı yörelerinde görülen Saka, Part, Kimmer gibi Türk boylarının iskânı bu tarihten öncedir. Bu nedenle Anadolu bin yıldan beri Oğuz boyları yurdudur. Bazı kaynaklarda bu Oğuz boylarından başka Kazak, Kırgız, Âzerî, Özbek, Mesket, Tatar, Uygur, Karakalpak vb.Türk kavimleri Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yurt tutmuşlardır.

Bu tarihten daha eski (M.Ö) çağlara gidildiğinde, bu konuda yapılmış tarihî ve bilimsel araştırmalar yerli ve yabancı bilim adamlarınca da ortaya konmuştur. Bunlardan en önemli olan bilim adamları ve araştırmaları şunlardır:

Türk Kimliği üzerinde yürütülen araştırmalar özellikle Rudenko’nun, Sümerler’in kullandıkları dil ile Türkçe arasındaki yakın ilişkiye dikkat çeken araştırmasıdır. Yine Osman Nedim Tuna’nın “Sümer ve Türk Dilleri’nin Tarihi İlgisi İle Türk Dilinin Yaşı Meselesi” adlı incelemesidir. 1990 yılında T.D.K tarafından yayınlanan bu inceleme kültür tarihimize yeni boyutlar kazandırmıştır. Aynı şekilde S.N.Kramer günümüzün en ünlü Sümeroloğu. “Tarih Sümerlerle Başlar” adlı eseriyle Sümerlerin Orta Asya’daki bir yerden çıkıp,Mezopotomya’ya gelmiş olabileceklerini söylemektedir.

Bugün Sümerler’in Ön-Asya kültürünü kuran halk olarak olduğu ve Orta Asya’dan geldiği kabul edilmektedir. Zira Asya’nın çeşitli bölgelerinde yapılan, Kafkaslardan İran ve Mezopotamya’ya doğru uzanan kazılardaki kurganlar(mezarlar) bunu göstermektedir. Ancak Sümerler Anadolu’dan ayrı bir coğrafî mekânda yaşamalarına rağmen medeniyetleri Anadolu’da yaşayan kavimleri etkilemiştir. En azından dil bakımdan Türkçe ile akrabalığı söz konusudur.

Akadlar Sümer kültürünü Akadya’ya ve oradan da çeşitli seferleriyle Anadolu’ya taşımışlar ve bunun sonucunda Sümerler’in kullandığı çivi yazısı M.Ö Anadolu’ya girmiş oluyor. Yine Sümerce’nin bükülgen özellikte olan Sami ve Hind Avrupa dillerinden değil de, bitişken olan Ural-Altay dillerinden Türkçe-Macarca ve bazı Kafkas dilleri ile yapı konusunda benzerlikler gösterdiği belirtilmektedir.

Yine Orta Asya kökenli oldukları yapılan son bilimsel çalışmalar ile ortaya konulan İskitler’in, batıya doğru çekilirken, Kimmerlerle karşılaşarak onları önlerine katıp Doğu Anadolu’ya geldikleri belirtilmektedir. Herodotos’a göre İskitler burada 28 yıl kalmışlar ve Filistin’e kadar ilerlemişlerdir. Aynı şekilde Hunların da Doğu Anadolu’ya girdiklerini,geçici olarak kaldıklarını, bu akınlarının yurt edinme amacına yönelik olmadığı için sadece gelip geri döndüklerine dair çeşitli rivayetler ve tarihî belgeler olduğunu tarihçiler belirtmektedirler.

Kısacası Türkler M.Ö 3500 yıllarında Türkiye’nin doğu bölgesinde çeşitli nedenlerle bulunmuşlardır. Türkiye’nin doğu bölgesindeki durum bu böyleyken, batısındaki durum da şu şekildedir.

M.Ö 2000 yılında Kafkaslar’ın kuzeyinden Tuna’ya kadarki alanda yaşayan Kimmer Türkleri, M.Ö 680’e kadar Çoruh-Aras arasında yaşarken Frigya Krallığı’nı yıkarak Anadolu içlerine ilerliyorlar ve Sivas, Sakarya, Kayseri ve Yeşilırmak bölgelerinde yaşamaya başlıyorlar. Böylece Sivas’ın Gemerek ilçesinin isminin de Kimmerlerden kalma olduğu belirtilmektedir.

Günümüzde Malatya’daki Battal Gazi efsanesinin kaynağının o zamanlar Malatya’nın Bizanslar tarafından alınması ile ortaya çıktığı belirtilmektedir. Yine Peçenekler’in bir kısmının at üstünde İstanbul Boğazı’nı geçerek Anadolu ile tanıştıklarını, Bizanslıların Balkanlardaki Hristiyan Türkleri Anadolu’ya getirerek yerleştirdikleri bilinmektedir. Osman Turan ‘ın Karatay Medresesinde yaptığı incelemede Kaya, Çiçek, Şahin ve Aydoğmuş gibi günümüzde de kullanılan isimlerin geçmişte Hristiyan Türkler tarafından kullanıldığını belirtmektedir. Osmanlıdan kalma tapu tahrir defterlerinde Hristiyan olarak kaydedilen nüfus içerisinde Emin, Gökçe, Emirşah, Kutluşah, Yağmur, Budak gibi isimlere Urfa ve Siverek kayıtlarında rastlanmıştır.

Bunlar kısaca ilkçağlardan itibaren Türkler’in Anadolu ile yakından ilgili olduklarını, geçici de olsa (Hunlarda olduğu gibi) belli bir süre uğradıklarını, Peçenek ve Kimmerler de olduğu gibi yerleşerek ad verdiklerini ki bunların günümüze kadar ulaştığını göstermektedir. Yine Asyatik kökenli olan İskitlerin batıya doğru çekilirken (Doğu Anadolu’ya yerleşmeden) Kimmerler ile karşılaşmaları ve bu Türk kaviminin mücadeleri bize 1071’den çok önceleri Anadolu’daki Türk varlığının izlerini göstermektedir.

İslâmiy et’in doğduğu zamanlarda Anadolu’da Bizans ya da Roma İmparatorluğu hâkimdi. Bundan önce Anadoluda İonya, Lidya, Frigya, Hititler, Urartular vb. gibi kavimler bulunmaktaydı. Daha sonra da Makedonyalılar Anadolu’yu hâkimiyetleri altına alıyorlar. Bizans zamanında Anadolu’nun doğusunda Ermeniler, batısında Rumlar yaşamaktaydı. İslâmiyet Hz Ömer zamanında Arap Yarımadası’nın dışına fetihlerle yayılmaya başlayınca Bizans ve Sasaniler ile karşılaşıyor. Sasanilerin alınması ile Anadolu’daki Bizans ile komşu olunuyor.Abbasiler zamanında Anadolu’ya yapılan fetihlerde Türkler de bulunmaktaydı. Bu fetihler sırasında Türkler Tarsus, D.Bakır, Ahlat, Erzurum vb. gibi şehirlere yerleştirildi. Böylece Anadolu’nun güney ve doğu kısımları Maveraünnehir Türkleri tarafından yerleşim yeri olarak seçildi.

Türkler’in sayısı zamanla artıyor ve Halife Mu’tasım zamanında ordunun neredeyse tamamı Türklerden oluşmaktaydı. Bu seferler sonucunda Horasan ve Türkistan’dan gelenlerin sayısı sürekli artmıştır. Kaynakların belirttiğine göre o dönemlerde Tarsus’un nüfusu bir milyona ulaşmıştır.

Böylece Anadolu’daki kadim(eski) Yunan ve Roma dönemindeki kalabalık nüfusa sahip Anadolu şehirleri Bizans-İslam mücadeleleri ile harap olmuş, nüfusta gittikçe azalmıştır.Bu durum Anadolu’nun 1071 Malazgirt savaşını takip eden 10 yıl zarfında kolayca fethedilmesine yardımcı olmuştur.Bizanslılar, İslâm ordularının saldırılarına karşı Rumeli’den getirilen pek çok insanı sınır bölgelerine yerleştirmişlerdir. Bunlar arasında Peçenekler, Uzlar ve Kumanlar gibi Hristiyan Türklerin olduğu uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Bu durum Osman Turan’ın Karatay Medreselerinde bulduğu isimlerin kimler tarafından kullanıldığını göstermektedir.

Bu şekilde Anadolu’nun mücadeleler sonucunda harap olması,nüfusunun azalması Türklerin fethini,yerleşmesini ve yurt edinmesini kolaylaştırmıştır. Anadolu’da tam 500 yıl (6. ve 11.yy arasında) sürekli mücadelelerin olması nedeni ile nüfus ve yaşam kaybolmuştur.İslâm ordularının İstanbul’u iki kez kuşatmaları, Ege ve Marmara kıyılarına kadar gelmeleri, Bizans’a korkulu anlar yaşatmış ve halkın surlarla çevrili şehirlere çekilmeleri köy ve kasabaları tamamen boşaltmaları sonucunda Anadolu tamamen ıssız,terkedilmiş ve harap bir hâle gelmiştir. Yani Rumlar şehir merkezlerine çekilmişlerdir.

Malazgirt’i takip eden yıllarda Türkler Anadolu’ya bu şartlar altında girerek böyle bir tablo ile karşılaşmışlardır. Tamamen boş ve harabe olan köylere yerleşebilmek için Türkler hemen imar faaliyetlerine başlıyorlar.Yeniden kurulan bu köy ve kasabaların adlandırılmasında tabiat ve coğrafyaya uygun isimler; Bozte-pe, Kızıl-tepe, Yeşil-köy, Akça-köy, Tepe-köy,Kara-bağ veriliyor. Yine fetihte emeği geçen beğlerin adları da yeni yerlere verilmiştir. Örneğin, Artova Emir Artuk Beyin, Sandıklı Emir Sanduk Beyin,Saruhanlı, Karamürsel, Karaman, Orhan-Veli ve Karacabey gibi yerlerde isimlerini kurucu beylerden almıştır.

Yine bu imar faaliyetlerinde manen emeği geçen, manevî kalkınmada bulunan zatların isimleri olarak ta Karaca-Ahmet,Hacı-Bektaş,Emir-Sultan,Ahi-Mesut(Etimesgut) vb.isimler de verilmiştir.Böylece Anadolu yeni baştan kurulurken,imar edilirken verilen isimler genellikle Türkçedir.Fakat buna rağmen Anadolu’nun birçok şehirlerinin isimlerine dokunulmamıştır. Çünkü bu şehirleri aldıkları zaman az da olsa şehirde eski ahaliden (Rum ve Ermeni) yaşayan olması nedeniyle yeni bir ad vermeyi uygun görmemişlerdir. Bu durum daha o zamanlarda Türkün hoşgörüsünün tipik örneklerinden sadece birisini göstermektedir.

Ancak zamanla imar ettikleri bu şehirlerde Türk nüfusunun artması ile daha sonra Sebestia (Sivas),Casera (Kayseri) vb. gibi Türkçe karşılıklarını vermişlerdir.Bu şekilde Türkler Anadolu yurt edindikten sonra, şehirlerde ve oralara yakın bazı kasabalarda yaşayan yerli nüfusa(Rum ve Ermeni) ancak eski yerlerinde oturma izni vermişlerdir.Çünkü Türkler hayvancılık ve tarımla uğraştıklarından toprak onlar için değerli idi. Böylece Türkler Anadolu’nun zaten boş olan topraklarına, şehir dışı köylerine bu şekilde yerleşiyorlar ve buralardaki “dirlik” sistemi ile Anadolu’yu yurt edinmeleri daha da kolaylaşmış oluyor.

Böylece Ermeni ve Rumlar şehir merkezlerinde ve yakınlarında, Türklerin yanında ise ayrı mahallelerde yaşamaya başlamışlardır. Bu durumda göstermektedir ki, Anadolu’da Ermeni ve Rumlar sayıca azınlık durumunda bulunmaktaydılar.Çünkü bunlar sadece şehirlerde, bunun da belirli bölgelerinde, mahallelerinde gettolar oluşturmuşlardı.Köyler tamamen boş ve Türklerin elinde bulunmaktaydı.Buna bağlı olarak köy ve kasabaların % 85-90’ı Türk, %10-15’i Ermeni ve Rumlardan oluşmaktaydı.

1910 yılına ait tahminî rakamlara göre, bugünkü Anadolu sınırları içinde 16 milyon nüfus bulunmaktaydı.Bu nüfusa 1.400.000 Rum ve bir o kadar Ermeni de dahildir.Azınlık durumundaki Ermeni ve Rumlar genel nüfus içerisindeki durumlarını korumuşlardır.Buna mukabil Türklerdeki hızlı nüfus artışına rağmen nüfusun azınlıklar aleyhinde bozulması gerekirken Ermeni ve Rumların askere alınmayışları,savaşlarda devamlı Türklerin kayıp vermesi ile artan Türk nüfusu bu şekilde durağanlaşmıştır.Ancak 1.Dünya Savaşı’nda Rus ordularının Doğu Anadolu’yu işgal etmelerini fırsat bilen Ermenilerin çeşitli kışkırtmalar ile bu bölgede 700 binden fazla Türk’ü katletmesi, Rusların Doğu Anadolu’yu terk etmesinden sonra Türkler tekrar Doğu Anadolu’yu ele geçirince bu bölgedeki Ermenilerin Suriye,Lübnan, Avrupa ve Amerika gibi ülkelere göç etmeleri sonucunda Doğu Anadolunun şehirlerinde ani bir boşalma meydana gelmiştir. Meselâ bu savaşın arefesinde Van’da 70 bine yakın nüfustan sadece 5-6 bin Türk kalmıştır.

Yine Bulgarların 1.Balkan Harbi’nde Trakya’daki katliâmları, Rumların Millî Mücadele sırasında Batı Anadolu ve Karadeniz’deki toplu cinayetleri Türklerin sayısını azaltmıştır.Sonuçta milli mücadeleden sonra Anadolu’da ki Rumlar ile Balkan Türkleri mübadeleye tâbi tutulunca Rum azınlık da Anadolu’dan ayrılmış oluyor.Böylece Milli Mücadelen sonra bu uygulamaların sonucunda azınlıkların Anadolu’dan çekilmesi ile genel olarak azınlık nüfusunda bir azalma meydana geliyor.

Türkler,1.Dünya Savaşı,Türk-Ermeni çatışması ve Kurtuluş Savaşı sonucunda sivil-asker olmak üzere yaklaşık olarak üç milyon kayıp vermiştir.Bunun sonucunda Anadolu’daki Türk nüfusu 10.5 milyondur.Buna Balkanlardan mübadele ve göçlerle gelen Türk nüfusun ilâvesiyle Anadolu daki Türk nüfusu 13.5 milyona ulaşıyor.

Bu veriler 1927 nüfus sayımına göre Anadolu’daki Türk nüfusunun 13.5 milyon olduğunu göstermektedir. Fakat 17 yıl önce (1910 sayımına göre) Anadolu’daki Türk nüfusu yine 13.5 milyondur.Türklerin Anadolu’ya girdikleri tarihten, Milli Mücadele’nin sonuna kadar gayri Müslimler Türklerin yanında,ayrı mahaller halinde,yönetici konumunda bulunan Türklerin dil, din, hukuk vb.gibi alanlarda gösterdiği hoşgörü sonucu rahatça yaşamışlar,askere alınmamışlar ve kendi dini-milli yapılarını muhafaza etmişlerdir.Genellikle büyük kentlerde (bugün de hâlâ aynı durumda) ticaretle uğraşarak rahatça yaşamışlardır.Bugün itibariyle bakıldığında yüzyıllarca beraber yaşamış olmalarına rağmen Türkler ile gayrimüslimler dil,din,soy ve kültür bakımından farklı olduklarından karışmaları da mümkün değildi. Böyle bir tarihî kayıtın olmadığını tarihçiler belirtmektedir.Çok az “İhtida” olsa da bunlar bireysel tercihten öteye gitmemiştir.

Görüldüğü gibi Türkler Anadolu’ya tarihin ilk devirlerinde M.Ö 3500 yıllarında uğramış ve çeşitli kültürel izlerde bırakmışlardır.1071 ile Anadolu yurt edinilmiş ve Türk-İslam medeniyeti taşınmıştır.Anadolu önceleri çeşitli kavimlerce de istila edilmiş,ancak bunların çoğu Anadolu üzerinde devamlı bir hakimiyet mücadelesi vermelerinden dolayı kalıcı medeniyetler kuramamışlar,diğer kültürler karşısında erimişler ve yok olmuşlardır.Bu çeşitli kültürler içerisinde Türklerin kültürü kalıcı ve dominant bir karakter taşımıştır. Yoksa Anadolu’nun eski ahalisinin Türkler ile karışması,yani yeni bir millet haline gelmesi ya da bu eski kavimlerin milliyetlerini değiştirerek toplu halde Türkleşmeleri tarihi ve bilimsl olarakda mümkün değildir.

Osmanlı imparatorluğunda 19.yüzyıla gelinceye kadar bugünkü anlamda bir nüfus sayımı yapılmamıştır.İlk nüfus sayımı 1831’de yapılmıştır.Osmanlı da nüfus konusunda en güvenilir kaynak tapu tahrir defterleri dir.Bu kayıtlar şehir şehir,köy köy, mahalle mahalle ayrılarak işlenmiş,hangi ırk veya dinden oldukları karışmamaları için inanç hanelerine ayrı ayrı yazılmıştır.Hatta yetiştirilen mahsule,hayvan sayısına kadar balkanlardan Basra Körfezi’ne, Kafkaslara kadar yazılmıştır.Günümüzde DİE’nin yapamadığını Osmanlı yüzyıllar öncesinde başarmıştır. Bu nedenle Osmanlı tapu tahrir defterlerinde Anadolu’nun etnik,sosyal ve kültürel yapısı konusunda en sağlam kayıtlara ulaşılmaktadır.Bu nedenle yabancıların Anadolu’da kimine göre 27, kimine göre 48 etnik gurubun yaşadığını,Türkler ile eski Anadolu halklarının karışarak günümüzde mozaik bir kültürün ve milletin şu anda Anadolu’da yaşadığı gibi savlarına,iddialarına en sağlam veriler bu kayıtların incelenmesi ve ortaya çıkarılması ile verilecektir.

Türk kültürü ve Anadolu coğrafyası Batılılarca iyice tanınamadığı için yapılan değerlendirmeler sürekli Batının kendi tarihî ve sosyal gelişiminin sonucunda oluşan ya da icad edilen çeşitli kavramlar ile âdeta zorlama bir takım istenilen sonuçlar için kullanılmaktadır.Bu yapılırken de kullanılan kavramlar şunlardır:

Ulus: Ortak kültür,bilinç ve dayanışma ile sağlanmış insanların oluşturduğu topluluk.

Etnik: Bir toplumdaki bir küme insanın kendilerine ait değişik bir kültüre sahip olması,ana kültür kalıbından farklı olmasıdır.

Milletleşme: Tasada,kıvançta,ortak semboller etrafında birleşmedir.

Mozaik: Birden fazla ve birbirinden farklı çeşitli kültürün bir arada bulunmasıdır.

Bu gibi batı sosyolojisine ve kültürel tarihine ait kavramlar ile Türk kültürü bir şekilde yorumlanmaya çalışılmaktadır.Türk kavramı ise,etnografik,linguistik, tarihî bir olgu olmaktan çıkıp ortak bir millî kimliği ve dayanışmayı ifade eden sosyolojik bir anlamı vardır.Yine 1910 yılına kadar çok az duyulan “Türkiye” adı yaklaşık 800 yıldan beri Batılıların Anadolu ve Rumeli’nin Müslümanlarca yönetilen kısmına verdikleri addır.

Güçlü ve medeniyet kuran hiçbir kültür mozaik değildir.Türk kültürü de ortaya koymuş olduğu güçlü bir medeniyeti nedeniyle mozaik değildir.Kültürün önemli bir unsuru olan dil, ister mahalli, ister daha geniş düzeyde olsun etnikliği belirlemez.Bu nedenle bir ülkede bir şivenin,lehçenin ya da bir dilin yaygın da olsa kullanılıyor olması o ülkenin ve kültürün mozaik olduğu anlamına gelmez.Dil farkına dayalı millet inşası 17.yüzyıldaki imparatorluk dönemlerinde kalmıştır.Irk olarak Araplar ile Yahudiler,Sırplar ile Boşnaklar aynı olmasına rağmen yaşama tarzı ve gelenek olarak çok farklıdırlar.Coğrafya da kültürü nisbî olarak etkilemektedir.

Bu nedenle Türkiye’de mozaiklik aramak.1071’den beri hâkim kültür olarak varlığını sürdüren Selçuklu’yu,Osmanlı’yı ve Türkiye Cumhuriyetini kabul etmemektir.Türk milleti Cumhuriyet dönemi ile milletleşmesini(uluslaşmasını) tamamlamıştır.Böylelikle millet kavramı,her türlü boy ve aşiret asabiyetini aşmak, milî seviyede ortak bir kültürel mutabakat sağlamaktır.Türkiye’de Türk milletinin dışında kültürel olarak başka bir millet aramak millet kavramını biyolojik olarak algılamaktan kaynaklanmaktadır.

Peter Alford Andrews’in “Türkiye’de Etnik Gruplar” kitabı, bu çabanın örnek bir başlangıcı olarak alınabilir. “Türkiye’de Etnik Gruplar” Almanya’da İngilizce olarak Özgür Batı Almanya Üniversitesi tarafından 1989 yılında yayınlanmış. Andrews Türk toplum yapısında 47 etnik gurup bulunduğu tezini ileri sürmektedir. Bunlardan bazıları Alevî,Bektaşî,Tahtacı,Çepni,Yörük,Türkmen ve hatta ülkemizde bulunmayan Malakanlar, Estonlar, Kozalar ve Almanlar bu rakama ithal edilmek suretiyle “mozaik”kabartılmaktadır.

Bu kültürel aşınma insanların bilinç altlarına işlenerek devlet ve millet gibi kavramlara bakışı da negatif yönde etkilemektedir. Nasıl ki,Fransa,Almanya,İngiltere söz konusu olunca herkes Alman Devleti,Fransız devleti ve İngiliz Devleti ve milleti diyor ama Türk toplumundan söz açılınca “etnikçi” düşünceye sahip olanlar Türk Devleti ve Türk Milleti yerine Anadolu halkı ya da Türkiye halkı veya Türkiyelilikten bahsetmekte ve önerebilmektedirler.Sonuçta Türk milleti bu topraklar için uzun yıllardan beri her şeyini feda etmiş ve hâlâ da etmektedir.Bedelini en ağır bir şekilde fazlasıyla ödemiştir.Bu nedenle Anadolu topraklarındaki devlet Türk Devleti ve Anadolu topraklarında yaşayan millet de Türk milletidir.

KAYNAKÇA:

1-Tuncer Gülensoy; “Orta Asya’daki Türk Yer Adlarının Anadolu’daki İzleri”,Tarih Boyunca

Anadolu’da Türk Nüfus ve Kültür Yapısı(Tebliğler),Türk Yurdu Yay.Ankara,1995.s.163.

2-Kazım Yaşar Kopraman; “Abbasiler Döneminde Bizans Sunguruu’nda Türklük Faaliyetleri”

Tarih Boyunca Anadolu’da Türk Nüfus ve Kültür Yapısı(Tebliğler),Türk Yurdu

Yay.Ankara,1995.s.13.

3-Mustafa Kafalı; “Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesi”,Tarih Boyunca Anadolu’da Türk

Nüfus ve Kültür Yapısı(Tebliğler),Türk Yurdu Yay.Ankara,1995.s.23.

4-Refet Yınanç; “Osmanlı Tahrir Defterlerine Göre Güneydoğu Anadolu’nun Nüfus ve Etnik

Yapısı”, Tarih Boyunca Anadolu’da Türk Nüfus ve Kültür Yapısı(Tebliğler),Türk Yurdu

Yay.Ankara,1995.s.34.

5-Mustafa Erkal; “Sosyolojik Açıdan Kültürel Kimlik ve Türk Kimliği”, Tarih Boyunca Anadolu’da Türk Nüfus ve Kültür Yapısı(Tebliğler),Türk Yurdu Yay.Ankara,1995.s.69.

6-Orhan Türkdoğan, “Türk Kimliği Üzerine”,Türk Yurdu, Sayı:66(Şubat-1993).s.8.

7-Nevzat Kösoğlu, “Kültür ve Kimlik Üzerine”,Türkiye Günlüğü,Sayı:37(Mart-Nisan

1995).s.41.

8-http://www.chveneburi.net

 

Orkun'dan Seçmeler

SAĞLIK SEKTÖRÜ

Ahmet Karaca